17 Haziran 2014 Salı

27 Aralık 2011 Salı

Ben Fenerbahceliyim!



Ben Lefter'in elini open Alex'im. Siz kimsiniz ulan?

6 Aralık 2011 Salı

Biz hep olduk arkanda, oluruz yine yenilsen bile...

3 Temmuz ve sonrasindaki surec gorebildigim kadariyla insanlarda oyle bir algi birakti ki on kusur haftasi geride kalan lig basladi mi onun bile farkinda degil gibiyiz.

Sezonun bir kisim Fenerbahce ve Galatasaray taraftari icin en onemli iki macindan biri yarin oynanacak. Taraftarlik terazisinde rakibin kaybetmesi tuttugu takim sevgisine agir basanlar icin bu boyle. Bu hissiyatin herhangi bir rengi de yok, Turk insaninin sagliksiz mantik yapisindan sadece biri bu. 

Hemen her derbinin bir hikayesi oldu simdiye kadar. Taraflardan biri formsuz oldu, takimin basindaki antrenorun son sansiydi, kale yerine potalar kuruldu, total kere total futbol oynaniyordu.. Biraz hafiza zorlansa devami da gelir. Bu sefer hikaye biraz daha farkli ve millet olarak futboldan ziyade bagiris cagirisi sevdigimizden bu cok daha cazip. 

Sikeyle suclanan takimin baskani TFF asbaskani ve teknik direktoru Milli Takim teknik direktoru oldu, ayni mac uzerinden sike suclamalarina maruz kalan takimin teknik direktoru ve asbaskani tutuklu yargilanirken sikeyle itham edilen mac ile Avrupa kupalarina katilma hakki kazanan takim Avrupa'da tur atladi, ortulu odenekten paralar aktarilan, baskani tutuksuz yargilanan takim Sampiyonlar Ligi'nde bir ust tura cikma sansini son macta surduruyor. Ne olduysa olan Fenerbahce ve Aziz Yildirim'a oldu ve gectigimiz sezon kazanilan tum haklarindan mahrum birakildi. 

3 Temmuz ve sonrasinda gasp edilen Fenerbahce'nin maddi manevi haklarina karsin, yapilan kisitli transferler ve gectigimiz sezonlarda kuyruguna teneke baglanip yollanmaya calisilan oyuncularinin muthis ozverili oyunlariyla ve futbol filozoflarinin, imparatorlarin yaninda isil isil parlayan Aykut Kocaman'la Fenerbahce ligin zirvesinde!

Yarinki macin alt metni budur. Fenerbahce haftalardir onur mucadelesini surdurmektedir. Yarin da kim oynarsa oynasin cikip formayi islatacagindan, kaninin son damlasina kadar Fenerbahce icin savasacagindan kimsenin suphesi yoktur. 

Ister kazanin, ister kaybedin. Simdiye kadar yapmis olduklarinizla dahi benim gonlumde bu sezonki kadronun yeri hep ayri olacak. Bilica'nin da, Emre'nin de, Alex'in de, Bienvenue'nun de..

Siz bizim gururumuzsunuz!

28 Ağustos 2011 Pazar

Tiyatro

En son 1 Mayıs'ta yazmışım. Üzerinden epey zaman geçti. Nisan ortasından beri hayatımın hiç olmadığı kadar yoğun bir fazına girdim. İş, kurs, başka bir kurs daha... Blog okumak en keyifli yaptığım şeydi, bir miktar hayatımdan çıktı ister istemez. Serviste, metroda, tuvalette telefonun google reader'ından olduğu kadar işte...

Neyse, bu biraz neden yazamadığımın mazereti gibi oldu, çok da önemli değil aslında.

Temmuz başından beri süren tiyatrodan haberdar olmayan yoktur. 3 Temmuz'da arkadaşımın telefonuyla uyandım, "Aziz'i almışlar" dedi. Gitmesi için bir sürü kampanya yaptığımız adamdı, uyku mahmurluğunun da etkisiyle "İyi lan işte ne güzel" dedim. "Olm öyle değil...." deyip uykudayken kaçırdıklarımı anlattı. Bu süreç benim için böyle başladı.

Daha önce de başka bir konuyla ilgili yazarken söylemiştim, Türk adaletine olan güvenim deniz seviyesinin altında, dolayısıyla objesi Fenerbahçe, konusu "şike" olan bir soruşturmanın ele yüze bulaşmama ihtimalini hiç bir zaman düşünmedim bile. Öyle ki, soruşturmanın ilerleyen safhalarında Erman Toroğlu'nun dahi müşteki sıfatıyla ifadesine başvuruldu. Bir bu bile soruşturma niteliğini gözler önüne serer aslında.

Soruşturmanın ilk safhası güzel bir kişilik testi gibi oldu aslında. Yıllardır daha fazla google ad uğruna objektiflik  naraları atan ama kalpleri Galatasaray sevgisinden ziyade Fenerbahçe nefretiyle çarpan, aşağılık güneşli pazartesi fanatikleri ve türevlerini ağızlarından akan salyayla görmek iyi oldu. Biz yine iyi kötü kimin ne mal olduğunu biliyoruz da, bilmeyen de öğrenmiş oldu böylece.

Suçu belirlenmemiş adamların tutuklanması, 2 seneyi aşkındır Türkiye'de bulunan Emenike'nin ifadesi alındıktan sonra Yabancılar Şubesi'ne götürülüp çalışma izninin kontrol edilmesi gibi absürdlüklere bu ülke senelerdir süren Ergenekon'dan zaten alışkın. O kısım kimseyi şaşırtmamıştır herhalde.

Geçtiğimiz hafta olan Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'nden ihracı bu hukuksuzluk tiyatrosunda bardağı taşıran son damla oldu. Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'ne katılım hakkı elinden alındı ve aynı soruşturmada başkanı tutuksuz yargılanan takım Şampiyonlar Ligi'ne gönderildi. Apar topar başkanının yurt dışına çıkma yasağı da kaldırıldı! Suçu kesinleşmemiş bir kulübü ülke federasyonu ne hakla CL'ye göndermez? Hele yakın geçmişte Milan örneği varken... Haydi diyelim bu kararı verdi, nasıl olur bu takımı küme düşürmez? Hem Fenerbahçe'yi soruşturma bitmeden suçlu ilan edeceksin, hem de Fenerbahçe isminin rantını bırakmaya götün yemediği için küme düşüremeyeceksin. Taşra kurnazlıkları bunlar. İşin daha üzücü yanı bu tarz küçük hesaplar Türkiye'de tutar ve plan sahiplerinin üzerinde hiç beyin çalıştırmadığı belli olan aşağılık planla kazanımları yanına kar kalır. Kimse kalkıp hesap da sormaz. Tepkisizizdir. Şimdiye kadar böyle oldu hep.

CL fiyaskosundan sonra facebook'a şöyle bir şeyler karalamışım;

"fenerbahçe yönetimi yıllardır asırlık mazisini hiçe sayarcasına omurgadan yoksun, iktidarın, paranın, gücün istediği şekilde hareket etti. telekom'a yaranmak için mavi forma da çıkarıldı, ülker'le, acıbadem'le saçmasapan evlilikler de yapıldı. taraftarını satın aldıkları kıçı kırık plastik kart ile saydı, yıllık fenerium ve kombine kart harcamalarına göre kategorize etti. elitlerin takımı ezeli rakibinin yanında bile, yine kuruluşuna ihanet edercesine elit kaldı, halktan, sokaktan uzaklaştı. koca fenerbahçe'yi bağdat caddesi'ne sıkıştırmaya kalktı. kendi taraftarını kendisi fişledi, emniyete teslim etti. çubukluya ağız dolusu küfürler eden adamı eşek yüküyle para karşılığı transfer etti, yetmedi ikinci kaptanlığı verdi. aydın hoca'yı, ibo'yu, zamanında nilay'ı türlü yalanla dolanla taraftarın gözünde küçük düşürüp, kulüpten uzaklaştırdı. bunların hepsi bir tarafa... yaşım itibariyle gençliğimin önemli kısmı ve tribün kovaladığım zamanın tamamında karakterli ve haysiyetli bir yönetimi bize çok gören bu yönetim, kimi ve neyi temsil ettiğini hatırlayıp, takımı ligden çekme basiretini gösterirse, ben şimdiye kadar yapmış oldukları tüm karaktersiz yönetimi unutmaya hazırım!"


Halen de bu fikri taşıyorum. Şimdiye kadar arkasındaki gücün farkında olmayıp güce boyun eğen Fenerbahçe Yönetimi'nden ilk kez karakterli bir karar bekliyorum. Bu takımı ligden çekin! Özellikle yönetim kurulu başta olmak üzere şunu anlamayanlar var; Fenerbahçe nerede oynarsa, orası birinci ligdir!

1 Mayıs 2011 Pazar

Aussie


Aussie'lerin şahı, tekrar hoşgeldin. Tut Taurasi'yi de kolundan, onu da getir. Görülecek çok hesap, ortasına sıçılacak çok numune kabı var!

4 Nisan 2011 Pazartesi

Şampiyon Olacağız


Bu maçın özeti maçın sonundadır. Defalarca eleştirdiğim değişen taraftar yapısına rağmen, takım maç sonunda tribünlere çağırıldı. Fenerbahçe öyle oynadı işte...

21 Mart 2011 Pazartesi

Şampiyonluk geliyor


Oynanan futbolu, dizilişi, performansı bir kenara bırakırsak, herhalde bir Fenerbahçe taraftarının en çok isteyeceği türden bir derbi oldu. Maçtan önce çokça Galatasaray’ın avantajlarından bahsedildi sürekli haklı olarak. Takımın hedefi yoktu. Resmi olarak değilse de ciddiye alma olarak Galatasaray için sezonun son maçıydı. Fenerbahçe ise geçen sene şampiyonluğu son maçta kaybeden, sezonun ilk bölümünde kendi kalibresindeki takımları yenememiş, baskı altında gösterdiği performansı soru işaretleriyle dolu olan performansını ikinci yarıyla birlikte gözle görülür şekilde artırmıştı. Dünyanın neresinde olursa olsun bir takım 9 maçta 9 galibiyet aldıysa, rakip takım taraftarları ve hatta tarafsız olanlar dahi o takımın ne zaman kaybedeceği üzerine kafa yorar. Hatta neredeyse kaybetmesini ister. Kamuoyunda oluşan bu görüş de normal olarak Fenerbahçeli futbolcuların omzuna bir ağırlık daha koymuş oldu.

Dia’nın sakatlığı sonrası şahsen ben benzer özelliklere sahip Stoch’un ilk 11’de başlamasını bekliyordum. Galatasaray şu haliyle çekinilecek, önlem amacıyla takım dizilişinde değişikliğe gidilmesi gerekecek bir rakip değildi. Aykut Kocaman Dia yerine Özer’le başladı. Özer her ne kadar bu sezon oynadığı maçlara kıyasla biraz daha iyi gözükse de Dia’nın verdiği katkıyı veremedi. Veremez de zaten. Dediğim gibi farklı tipte oyuncular. 4 tane asli görevi merkez orta saha olan oyuncudan kurulu Fenerbahçe orta sahası normal olarak oyunu kanatlara genişletemedi ve Galatasaray’ın özellikle ilk yarıdaki kendi sahasındaki alan paylaşımı ve savunmasının başarısı ile de Fenerbahçe’ye yarı sahasında top yapma fırsatı vermedi. Alex ve Niang ilk yarı adeta sahada yoktular. Santos’un gevşekliği, Yobo’nun ilk müdahaleden sonra sadece Galatasaray hücumunu izlemesi ile gol geldi. İşine geldi mi üstüne basa basa “profesyoneliz biz” diyen futbolcular, bir üst makamın kendisiyle çalışmak istememesini ve çalıştığı yerle ilişiğinin kesilmesini niye sindiremez anlamak güç.

İkinci yarıyla birlikte yapılan Selçuk-Semih değişikliği Fenerbahçe’nin ligin ikinci yarısında oynadığı şablona biraz daha yaklaşmasını sağladı. İkinci yarının klasik Fenerbahçe’sinden farkı, Semih’in Niang’ı, Niang’ın da Dia’yı ikame etmesiydi. Bu elbette Fenerbahçe’nin oyununa direkt katkı sağladı. Bunun yanı sıra, Galatasaray’da başlayan gereksiz gerginlik, futbolcularda sorumluluktan kaçmaya dönüştü. Bu gerginlik, hatta belki daha fazlası teknik direktörde de var. Bir teknik direktör önceki hafta iyi oynamış Pino yerine sakatlıktan yeni dönmüş ve bu maçta hiçbir şey veremeyeceği belli olan Arda’yı oyuna alma zorunluluğu hissediyorsa,  o takımdan bir şey olmaz. Borges’in çokça bahsettiği gibi, özellikle Galatasaray’da olmak üzere genel olarak Türkiye’de Hakan Şükür’ün yakındığı gibi bir yabancı hayranlığı değil, alenen Türk dominasyonu var. Neyse, bu Galatasaraylı’ların düşüneceği iş, beni bağlamaz.

Fenerbahçe’de bir kıpırdanma olduysa da rakip üstünde net bir baskı oluşturamadı. Maçın bundan sonrası futbolda kullanılan bütün bilim metotlarının çöpe atıldığı bir dönem oldu. Bu bölümü kimin kaç kilometre koştuğuyla, takımların pas isabet yüzdeleriyle açıklayamazsınız. Futbolu futbol yapan da bu zaten.  Alex önce 6 senedir yaptığı gibi içeriye şahane bir top kesti, Semih de maçın o dakikasına kadar zaten haddinden fazla top kurtaran Zapata’yı hareketsiz bırakacak bir kafa vuruşuyla topu ağlara gönderdi. Ardından Gökhan Gönül enfes kesti, kaptan yükseldi, topu öyle bir gönderdi ki, kimse ağzını açıp da Zapata’ya tek kelime edemez. Sonra yorgunluktan ve maç psikolojisinden dolayı gömülen Fenerbahçe, ama kimsenin insiyatif alamadığı, almak istemediği Galatasaray’ın zararsız atakları.

Alex De Souza… Özellikle bu sezon her hafta bir sanat eseri ortaya koyuyor. Ben onun yaptıklarına methiyeler düzme konusunda Alex’e yetişemiyorum. Yine sıklıkla kullandığım övgüyü kullanacağım, onun yaratıcılığından çok çok uzakta olacak, bağışlasın beni: ÇOK BÜYÜKSÜN ALEX, ÇOK! 



fotoğraflar: fenerbahce.org