27 Aralık 2009 Pazar

2009'da Fenerbahçe #2


Ligin ilk yarısındaki Fenerbahçe'yi ve görebildiğim eksikleri yazmaya çalıştım, şimdi sıra ikinci yarı fikstüründe. Gerçi oyuncularla ilgili yazıyı yazdıktan sonra Önder'in gönderilmesi durumu ortaya çıktı, dolayısıyla savunmaya bir transfer yapılması muhtemel ama onu daha sonra yine ele alırız. 
İkinci yarıda Fenerbahçe'nin önemli bir fikstür avantajı var, doğrudur. Ancak Fenerbahçe'yi zor deplasman maçlarının beklediğini de söylemeliyiz. 19. haftada yavaş yavaş toparlanmaya çalışan Sivasspor'la muhtemelen zorlu kış koşullarında oynayacağız. Ardından hiç yüzümüzün gülmediği lanet Olimpiyat Stadı'nda Belediye maçı var. Ve tabiki Samiyen deplasmanı.
Şampiyonluk yarışının iyiden iyiye şekillendiği, amiyane tabiriyle son viraj olarak adlandırılabilecek 27. hafta ve sonrasınde rakipler epey sıkıntılı. Neredeyse tüm rakipler muhtemelen ya düşmemek, ya da Avrupa Kupalarına katılım için canını dişine takacaklar.

27. haftada Samiyen deplasmanındayız, ardından içeride Kayserispor'la oynuyoruz. Kayserispor muhtemelen o tarihte şampiyonluk olmasa da Avrupa Kupalarına katılmak için mücadele ediyor olacak. Bu iki zor maçın ardından Ankaraspor hükmen galibiyeti gelecek. Ardından Kadıköy'de Beşiktaş, sonrasında da Kasımpaşa, Eskişehirspor ve Ankaragücü maçları var. Eğer ihtiyaç kalırsa da, Fenerbahçe şampiyonluk için son maçında içerde Trabzonspor ile oynayacak.

Aynı periyotta Galatasaray nispeten daha kolay maçlara çıkacak. Sıralamadaki rakiplerinden Bursaspor ve Fenerbahçe'yle evinde oynayacaklar ve bunun dışında Antalya ve Gençlerbirliği gibi ciddi bir hedefi olmayan orta sıra takımları ve düşmesi çok muhtemel olan ve Galatasaray sempatizanı Diyarbakırspor ile oynayacak.

Beşiktaş'ın ise aynı zaman diliminde ikisi deplasmanda olmak üzere Fenerbahçe, Trabzonspor ve Bursaspor maçları var. Son hafta Bursaspor daha önce 100. yılımızda yaptığı gibi Beşiktaş'a çelme takabilir.

Kayserispor ve Bursaspor'un da aynen Beşiktaş gibi son haftalara girildiğinde kağıt üzerinde zor görünen 3'er maçları var. Bu iki kulüp için fikstür kadar transfer dönemindeki hamleleri de çok önemli. Transferde adı geçen Volkan Şen, Sercan Yıldırım ve Ali Turan'ın ligin ikinci yarısında hangi takımda oynayacakları ya da tam tersi bu iki takımın kadrolarına kimi katacakları çok şeyi değiştirebilir.
 

İbrahim Kutluay


" 91 yılıydı. 17 yaşındayım. Antrenör aradı: “Hemen Hüsnü Çakırgil’in evine gidip formalarını alıyorsun. Oğlu oldu yarın oynamayacak sen oynayacaksın” dedi. Çok heyecanlandım. Fenerbahçe A takımıyla maça çıkacağım kolay mı? Gece formalarla uyudum."

Hürriyet Pazar'daki röportajından.  
 

25 Aralık 2009 Cuma

2009'da Fenerbahçe


Altay maçıyla Fenerbahçe futbol takımı 2009'u kapamış oldu. Rekor başlangıç, ardından yine rekor sayılabilecek bir düşüşe rağmen her kulvarda seneyi lider kapatmaya yetti. Ocak ayındaki transfer sezonunu da göz önünde bulundurarak, Fenerbahçe'yi ligin ikinci yarısında üç aşağı beş yukarı neler beklediğini inceleyelim.
 
Maçlardan ziyade kadrodaki değişimle başlayalım. Roberto Carlos takımdan ayrıldı. Şahsi görüşüm her iki taraf için de bu ayrılığın iyi olacağı yönünde. İlerleyen yaşı ve hayatına giren diğer öncelikler yüzünden bir süredir beklediğimiz katkıyı yapamıyordu Carlos. Hücumdaki veriminin beklenenin çok altında kalması bir yana, ileri çıktığında geri dönmekte yavaş kalması çoğu kez savunmada sol stoper oynayan oyuncuyu zor durumda bırakmaya başlamıştı. Carlos dışında mukavelesi sürse de Kazım'ın da en iyi ihtimalle bu sezon bir daha forma yüzü göremeyeceğini düşünüyorum. Özellikle şike konusunda net bilgiler gelip de durum netleşene kadar. Fenerbahçe'nin 8 maçlık serisinde önemli katkılar yapan Kazım'ın da yerini nasıl dolduracağını düşünmesi lazım Fenerbahçe'nin.

Carlos'un gidişiyle görünen o ki Santos beke çekilecek. Yazın Güney Afrika'da olmak isteyen Santos'un ikinci yarı sol bekte oynaması en azından hırslı olacağının garantisi olur. Kaleci ve geri dörtlü sakatlık ve ceza halleri dışında yeterli seviyeye çekilmiş olur böylece. Önder ve Bekir'in külübeden yaptığı katkıların yetersizliği savunma hattıyla ilgili tek düşündürücü nokta. 

Daha önce de yazmıştım, tekrar etmiş olayım, Fenerbahçe'nin bence halen en çok ihtiyaç duyduğu oyuncu savunma özellikleri olan orta saha oyuncusudur. Emre'nin sağlık durumu ortadayken Emre-Cristian ikilisini aratmayacak bir oyuncu transferi o bölgeyi çok rahatlatacaktır. Selçuk ve Deniz'in yeterli katkıyı veremediği ortada. 

Carlos'un gidişi ile ilk 11'de açılan yabancı kontenjanını Daum'un nasıl değerlendireceği merak konusu. Yeni transfer olmaması halinde Deivid'e ilk 11 yolunu açabilir bu transfer. Gökhan'la daha önce yakalamış olduğu uyum da göz önünde bulundurulunca kimsenin bu sene ondan beklemediği katkıyı ikinci yarıda alabiliriz gibi geliyor. Solda Özer'i deniyor Daum bu aralar, ancak bu hareketi çok mantıklı bulduğumu söyleyemem. Bence Özer'den sol açık olma ihtimali epey düşük, hele ki arkasında Santos varken imkansız. Daum'un en iyi başardığı iş oyuncuların yeteneklerini iyi süzüp kamuoyunun beklemediği bölgelerde yüksek verim alması olduğundan (Tuncay, Aurelio vs.) şimdilik "bir bildiği vardır herhalde" deyip geçmek lazım.

Fenerbahçe bu sezon hedeflerine ulaşmak istiyorsa, ne yapacak ne edecek Alex'i sağlıklı tutacak. Özellikle Türkiye Ligi'nde çok maçta kilidi açan oyuncu yine Alex olacak. Ara pasları, duran topları, golleri ile Fenerbahçe hücumunun en kıymetli oyuncusu yine Alex. Hücumda esas sıkıntı en uçta yaşanıyor. Bu sene Türkiye'ye, ligin oynanışına daha çok alışıp bir patlama yapmasını beklediğim Güiza geçen seneye kıyasla bir kıpırdanma içinde olsa da yine yeterli seviyede değil. Fenerbahçe'yi esas zor duruma sokan ise, geçtiğimiz senelerde forvet oyuncuları formsuzken kenardan gelip, ya da 4-5 maçlık performanslarla takıma önemli katkı sağlayan Semih'in de bu sezon formsuz oluşu. Kazım'ın da saha dışı olaylardan sezonu kapadığını düşündüğümden, bu bölgeye bir transfer yapılabilir.

Yazı beklediğimden uzun oldu, ikinci yarı fikstürü ile ilgili kısım da bir sonraki yazıya kalsın madem...

13 Aralık 2009 Pazar

Kings Of Convenience - Know How



You and me alone, sheer simplicity
 

12 Aralık 2009 Cumartesi

Çamur atmak benim karakterimdir


Geçen Salı günü İstanbul’a giderken yanımda oturan adam Ataşehir’de inerken gazetesini koltukta bırakınca aylar sonra Fotomaç’ı okuma fırsatım oldu. Daha önce birkaç kez “Ronaldinho, başkanım beni al dedi” türü manşetlerini görünce birkaç kez alıp okumuştum. Ha bir de tabi unutmadan 1 Lira’ya 8000000 Lira kazandıran iddaa ekleri için. 

Neyse uzatmanın alemi yok, kapakta Hıncal Uluç’la yapılan röportajdan kesitleri görünce normal olarak gazetede ilk olarak o röportajı okudum. Bir de ne göreyim, i-na-na-ma-dım Haşmet! Hıncal Uluç yine dünyanın en cesur, en açık sözlü, en içi dolu röportajını vermiş.  

Demiş ki zat-ı muhterem, Fenerbahçe futbolcu değirmeni. 90’ların ortaları ve 2000’lerin başındaki popüler söylem ile hayranlarına selam etmiş. 2003 Konfederasyon Kupası’nda dünyayı kendine hayran bırakan Deniz ve Selçuk’un durumun, bir savunma takımı Mallorca’da gol kralı olan Guiza’nın kaçırdığı gollerin sorumlusu olarak Fenerbahçe’yi göstermiş. Ardından bu tezini Guiza örneğindeki gibi destekleyerek Gökhan Emreciksin’in Kayseri’de canavar gibi oynadığını söylemiş. Değirmende öğütülen oyuncuların durumlarını inceleyelim o zaman, kim ne kadar oynamış, ne kadar sabredilmiş… Bu oyuncuların bulundukları noktanın müsebbibi kulüp mü yoksa kendileri mi? Tepecikspor tam bir futbolcu değirmeni. İki kere birinci ligde bir kere de ikinci ligde gol kralı olan Okan Yılmaz’ın durumu ortada. İ-na-na-ma-dım Haşmet! Böyle kulüp yönetilmez.   

Hızını alamamış bir de hakemlere ve yayıncı kuruluşa giydirmiş. Hakemler bu sene en çok Fenerbahçe’nin lehine hatalar yapıyorlarmış. Yayıncı kuruluş da maçları öyle bir çözümlüyormuş ki bu hatalar gözükmüyormuş. Bunu söyleyen adam maçlara gitse, diyeceğim ki tribünde olanı biteni görüyor, bir bildiği var. Ama Hıncal Uluç öyle yüce ki maçları Lig Tv’nin onda sunduğu kadarıyla izleyebilmesine rağmen o görüntünün arkasındakini görebiliyor, necip Türk milletinin kandırılmasına gönlü el vermediği için de gerçekleri bir bir ortaya koyuyor.   

“Eskişehirspor’dan kimseyi tanımıyorum ama canavar gibi çocuklar”. Futbol hakkında her hafta tefrika roman yazan adamın domestik lig bilgisi bu kadar. Bu arada dikkat ettim, teknik direktörler için kullandığı cesur-korkak sıfatlarını, sanırım artık futbolcular için de canavar-canavar değil olarak kullanmaya başlamış.  Yarın bir gün Fenerbahçe bu canavarlardan birini transfer edebilir, değirmende işleme tabi tutup evcilleştirebilir. Hıncal Uluç da Eskişehir-Fenerbahçe maçında cihanı kendisine hayran bırakan bu canavarların evcilleştirilmesine i-na-na-maz.   

Aziz Yıldırım’ın 3 sene şampiyonluk sözü vermesi de tabii ki nefret kusmadan geçilecek bir şey değil Hıncal için. Kime güveniyor da veriyor bu sözü camiaya bu adam yahu? Arkasında kimler var? Rockefeller ailesi mi, yoksa Rothschild ailesi mi? Kimdir Fenerbahçe başkanı ki taraftarlarına şampiyonluk sözü verecek? Adnan Polat gibi şampiyonluk adayı bir camianın başkanı mıdır ki şampiyonluk sözü versin, Hummer’ının plakasını 2045 yapsın? Harici destek olmadan Fenerbahçe ne zaman şampiyon olmuş ki? Nerede bunu yazacak medya Haşmet?   

Hıncal Uluç sayesinde Türk futbolunun teknik, taktik ve masa başı yanlarını öğrendiniz, şimdi dağılabilirsiniz.