23 Şubat 2010 Salı

Şimdi mazlum mu oldu?


İstikrarlı olarak kötü oynuyor, haklı bir şekilde taraftar tepki gösteriyor, oyundan çıkarken ağladığı için Guiza mazlum mu olacak şimdi? Gariban edebiyatının bu kadar prim yaptığı bir ülke daha var mıdır? Bir buçuk senedir anamızı ağlatan Guiza bir kez ağlamış çok mu?

22 Şubat 2010 Pazartesi

Disiplin




Sir Alex Ferguson and Wayne Rooney play a game at the Manchester United training ground. Ferguson says: "He's the best at coming up to me and asking: 'What's the team?' I say: 'You're not playing.' He says: 'Come on, give me your team.' I say: 'No, I won't, I'm still thinking about it.'

"Then he says: 'I'll give you my team.' And he gives me his team. He's brilliant at it. He's never far wrong. He thinks about it, you see. He knows the game."

Dün Guardian'da okuduğum Alex Ferguson röportajından bir bölümü koydum yukarıya. Rooney'le olan diyaloglarından bahsetmiş. Teknik direktör ve oyuncu kadro hakkında, formasyon hakkında konuşuyor. Ferguson bunu kendisine yapılmış bir hakaret olarak görmüyor, aksine oyuncusunun futbol zekasına, oyun bilgisine övgüler yağdırıyor. 

Öte yandan Alex kendi internet sitesinden kupadaki Bursaspor maçındaki taktiğin az kalsın tura mal olacağını yazıyor, spor medyasında hemen bir teyakkuz hali baş gösteriyor. "Hoca kim?" naraları atılıyor. Fikir teatisinden bihaber, titre biat etmeyi, "padişahım çok yaşa" felsefesini kendilerine şiar edinmiş adamcıklar, belki Daum'un bile rahatsız olmadığı bu durumun takım içinde önemli bir kriz olduğunu söylüyorlar. 

Konu futbolu 20 senedir adeta domine eden, Sir ünvanı almış, yaşayan en başarılı teknik direktör Ferguson olunca kimse ileri geri konuşamıyor tabi kolay kolay. 

Bu kafadan kurtulmadıktan sonra, Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü takım çalışmasının önemini vurgulayan deyimlerle dolsun taşsın, kaç yazar?

Yazıyı da yine Alex Ferguson'un aynı röportajdan bir sözüyle bitireyim. Gerçi bu sözü farklı bir konu için söylemiş ama, bu duruma da gayet güzel uyuyor. 
"Arrogance is not a quality, it's a hindrance to ­success."

16 Şubat 2010 Salı

Sivas'ın günahı ne?


Hemen iki alttaki yazıda yazmışım "Gariban dostu Fenerbahçe" diye. Sağolsun yine duruşlarını bozmadı çocuklar, hükmen düşen Ankaraspor ve hemen üzerindeki Denizli'den kalan tek küme düşme kontenjanı için mücadele veren Manisa'ya da 2 puanı hediye ettiler. Diyarbakır'a, Manisa'ya 2 puan ver, Sivas'a deplasmanda 5 gol at. Sivasspor sene sonunda küme düşerse Bursaspor'la Beşiktaş arasındaki husumet Sivas'la Fenerbahçe arasında da yaşanır mı acaba?

Manisa halkının Fenerbahçe nefreti de bambaşkaymış hakikaten. Birkaç sene önceki stad içi anons mikrofonundan yapılan tezahürattan sonra bu maçta da Manisa'nın galibiyet golünden sonra şeref tribününde Aziz Yıldırım'a sözlü saldırı olmuş. Önünüzden yiyin be kardeşim, takım küme düşüyor, canınızla uğraşmanız gerekirken ne bu saçma meşgale? 

8 Şubat 2010 Pazartesi

İTÜ'lüyüm ben çok katlı türev alan...

Malum, neredeyse 20 seneyi bulan tedrisat hayatını noktaladık, bir süredir memleketteyiz. Fiziksel olarak sağolsunlar rahat bırakmasalar da, çok şükür kafalar epey rahat. Yarın, en azından bir süre için son kez, İstanbul semalarında bir pike yapmaya geliyorum. Niyetimiz Nisan celbinde vatani görevimizi icra etmek olduğundan, Askerlik Şubesi'ni üniversite mezunu olduğumuzu ikna etmeye yarayacak bir belge için dünyanın en yavaş işleyen devlet kurumu olan İTÜ Öğrenci İşleri'nde alacağız soluğu. Daha önce bu durumu tecrübe etmiş insanların kimisi tatlı bir heyecan, kimisi ise lüzumsuz sinir harbi olarak görüyor bu işi. Bu aralar bünyede bir tevekkül havası hakim, bozmayalım o vakit duruşumuzu, "hakkımızda hayırlısı" diyelim. Bu sinir harbinden galip ayrılmak lazım, diploma almaya gidip katil olma ihtimali de var zira. İşler ters giderse "İTÜ asırlardır çağdaş" ışıklı tabelasını yıkmayı planlıyorum. Olur da gazetelerde haberini görürseniz, ben yapmışımdır.

Vakit uydurabilirsek, eküriyle son bir kez Gölet'te içmek de kafamızdaki planlarımız arasında elbet. Son bir kez, hepberaber:

İTÜ'lüyüm ben çok katlı türev alan
sabah akşam ispatlar yapan
Calculus diye sağa sola saldıran
Gölet çocuğuyum ben ulan!

Gariban dostu Fenerbahçe

Fenerbahçe'nin Kadıköy'de Galatasaray'ı yenmesi gibi bir adet oldu senelerdir küme düşecek takımlara puan kaybetmesi. Artık bu durumun sebebi motivasyon eksikliği midir, yoksa başka bir sorun mu var bilinmez ama senelerdir bu böyle. Diyarbakırspor maçının skorunu anlayabilmek için elimizdeki tek veri bu. Dün Fenerbahçe takımı herşeyi yapmak isterken hiçbir şey yapamayan oyuncularla doluydu. Attığımız gol maçın genelinin özeti. Üstün olduğumuz anlarda dahi karambolden öteye pozisyon üretemedik. 

Her ne kadar ispatlanamayacak bir şey olsa da, özellikle Fenerbahçeli futbolcularda gözlemlediğim bir durum var. Özellikle hafta içi Uğur ve Sercan'ın sakatlanması ile birlikte zeminin çirkinliği daha da fazla dillendirildi. Bu durum futbolcularda bir tedirginlik yaratmış gibi duruyor. Zeminin durumu fiziksel olduğu kadar psikolojik olarak da futbolcular için sorun yaratıyor.   

Verilmeyen penaltılar, Bilica'nın gördüğü kart, herkesin konuştuğu mevzular. Bir de burada bahsetmenin alemi yok. Benim anlayamadığım, attığımız golde kaleci Gökhan'ın Semih'i saçma bir şekilde itmesinin nasıl herkesin dikkatinden kaçtığı. Adam durup dururken önünde duran Semih'i itiyor yahu.
 

6 Şubat 2010 Cumartesi